GEÇ EFT
FAST

30 Eylül 2015

Can çekişen ulus devlet: Sınırlar ve isyan olarak mültecilik

ben bir mülteciyim
kendi yüre
ğimden başka sığınacak yerim yok,
yurdum                                                
yok
ben bir mülteciyim
yüre
ğime sığındım
burada sava
ş çıksa bile ölen yok
ben bir mülteciyim
yüre
ğimde yaşıyorum
esir de
ğil
kul hiç de
ğil
kendimde ya
şıyorum
ben bir mülteciyim
burada aslında sınır yok
kazanmak kaybetmek yok
bu güçten daha büyük güç yok

Şebnem Ferah-Ben Bir Mülteciyim

Gündelik hay huya batmış bir ülke olarak kendi dışımıza dönük aktif bir meraka sahip değiliz. O yüzden de dünya nasıl bir değişim geçiriyor, esas önemli olan şeyler neler farkında değiliz. Halihazırda dünya giderek daralırken dünyanın eski egemenleri de kendilerini müthiş bir tehdit altında hissediyorlar. Her fırsatta değişimden, yeniliklere uyum sağlamaktan söz edenlerin bırakın yenilikçiyi en muhafazakardan bile muhafazakar bir konuma düştükleri açık. Dünün ilerici sayılanları tam da bu yüzden en gerici konuma düşmüş haldeler. Ama nasıl geçmişte işçi sınıfı yeni bir dünyanın habercisi sayılıyorduysa bugünün yeni prolerteryası varlığında dünyanın tüm katılıklarını çözecek bir potansiyeli barındıranlar da mülteciler.

Doğal ki her değişim sancılı, şiddet içeren ve tehditlerle dolu fay hatlarını harekete geçirendir. Mülteciler de tam da bu yüzden artık iyiden iyiye gerici bir çehreye bürünen ve Küreselciliğin Yeni Faşist yüzünü gösteren Avrupa da özellikle de Neo-Nazi ülkesi Almanya ve o Almanya'nın yeni Hitler adayı Angela Merkel ısrarla mülteci değil de yasadışı göçmen diyerek kendilerinin de payı olduğu küresel hercümercin sonuçlarından kendilerini azade tutma derdinde. Bu nedenle de mültecilerden ödü kopuyor. Nitekim halihazırda BM kaynaklı mültecilik yasasını değiştirme çabasında bu değişiklikle artık mültecileri sınır dışı etmeyi yasaklayan maddelerini iptal edip, mültecileri istediği an sınır dışı etme niyetinde.1

Almanya tarafından değiştirilmesi için girişim başlatılan mültecilik yasasındaki değişim Komünist Manifestodaki "Avrupa'nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor" sözlerin akla getiriyor. Evet Avrupa'nın üzerinde değil kapılarında bir takım hayaletler dolanıyor. Belki de Romayı yıkan Barbar Akıncıları da diyebiliriz onlara.

BM Rakamları Mültecilerin Durdurulamayan akışını ortaya koyuyor hatta öyle ki mülteciler bir ülke olsalar dünyanın en büyük ülkelerinden birisi olurlardı. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan siyasi krizler ve çatışmalar nedeniyle ülkesini terk edenlerin sayısı artıyor. İnsan hakları örgütleri, dünya genelinde sığınmacıların sayısı 60 milyona yaklaştığını söylüyorlar. Yapılan projeksiyonlar bu sayının bir kaç yıl içinde eğer bu hızla giderse 100 milyonu bulacağını söylüyorlar. 2000'li yılların sonunda göçmen/mülteci sayısının 1 milyara yaklaşacağı öngörülüyor. Batı denen kötülük coğrafyasının askeri ve ekonomik saldırıları böyle devam ederse bu rakam öngörülen tarihlerden çok daha önce gerçekleşecek gibi görünüyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından yayınlanan Küresel Eğilimler Raporunda yaklaşık 60 milyon kişinin evlerinden kaçmaya zorlandığını gösterirken; UNHCR dünya genelinde yerinden edilmeye yönelik tehlikeli yeni bir çağa girildiği konusunda uyarıda bulunuyor Bugün UNHCR tarafından yayımlanan rapor; savaşlar, çatışma ve zulümden kaynaklanan dünya genelindeki yerinden edilmenin, şimdiye kadar bizim kaydettiğimiz en yüksek seviyelere ulaştığını ve hızla arttığını göstermektedir.

UNHCR'nin yeni yıllık Küresel Eğilimler raporu, evlerinden kaçmaya zorlanan kişilerin sayısında keskin bir artış olduğunu; 2013 yılında yerinden edilen 51.2 milyon ve on yıl önce yerinden edilen 37.5 milyon kişiye kıyasla, 2014 yılı sonunda 59.5 milyon kişinin zorla yerlerinden edildiğini göstermektedir. 2013 yılından bu yana gözlemlenen artış, tek bir yılda görülen en yüksek artıştır.

Dünya üzerinde her 122 kişiden birisi yerinden edilmiş kişi, iltica başvurusu sahibi ya da mülteci durumunda. Bu sayının büyüklüğünü anlamak için şöyle bir karşılaştırma yapmak mümkün: Eğer bu durumdaki insanların hepsi bir ülkenin nüfusunun oluşturmuş olsaydı, bu ülke, dünyanın 24'üncü büyük ülkesi olurdu. Dünya üzerindeki mültecilerin %50'den fazlası mülteci kampları ya da ‘uzun süren mülteci durumları'nda değil de dağınık bir şekilde kentsel alanlarda ve kırsal topluluklarda yaşamaktadır. Filistinliler dünyanın en büyük mülteci grubunu oluşturmaktadır.2013 yılında mültecilerin menşeisi olan diğer başlıca ülkeler Afganistan, Suriye Arap Cumhuriyeti, Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Orta Afrika Cumhuriyeti'dir. 2013 yılında en az 1.067.500 kişi sığınma başvurusunda bulunmuştur. Yeni bireysel başvuruları alanların başlıcaları Almanya, ABD.Güney Afrika ,Fransa ve İsveç oldu.

Suriye Arap Cumhuriyeti  endüstrileşmiş ülkelere sığınanların ana menşei ülkesi olurken onu sırasıyla Irak, Afganistan ve Eritre izlemektedir.. 2013 yılının sonunda dünya üzerindeki mültecilerin %86'sını gelişmekte olan ülkeler ağırlamaktadır.Pakistan ve İran İslam Cumhuriyeti mutlak anlamda ana konakçı ülkeler olurken (sırasıyla 1.6 milyon ve 850.000 mülteci),onu Lübnan (850.000 civarı),Ürdün (640.000) izlemektedir. Günümüzde ise dünyanın en büyük mülteci ülkesi 1.7 milyon kişi ile Türkiye. Mevcut eğilim sürerse Türkiye bir kaç yılda 2 milyon mülteciye ev sahipliği yapan bir ülke olacak.

Buna mukabil dünyanın en zengin ülkeleri olmasının yanısıra bu coğrafyaları karıştıran zengin Kuzey ya da batılı sanayileşmiş ülkeler dünyada en az mülteci barındıran ülke konumunda. Bunların içinde en fazla mülteci ABD ve Kanada'da yaşarken daha azı Avrupa'da. Zaten mülteciler için yasak topraklar konumundaki coğrafya da Avrupa'dan başkası değil. Bunun en büyük nedeni mültecilerin ağırlıklı olarak Müslüman olmaları bu da Avrupa'da Avrupa'nın zaman içinde bir Müslüman toprağı haline geleceği gibi saçma sapan bir korkudan besleniyor.

Eşitsizliğin Delirttiği Dünya Da Zorunlu Göç

Halihazırda dünyada yasal ya da yasa dışı yollarla göç eden 232 milyon kişi dünyadaki insan hareketliliğinin esasını teşkil ediyor. Yaklaşık olarak yedi kişiden biri bugün göçmen konumundadır: uluslararası göçmen  kapsamındakiler ise 232 kişiyi bulmuş durumda ya da dünya nüfusunun % 3.2'si göç halinde. Önümüzdeki yıllarda bu sayının daha da artıp 800 milyonu bulmasından çekiniliyor.

1990 yılından bu yana uluslararası göçmenlerin sayısı küresel kuzeyde % 65 (53 milyon)'a yükselirken Uluslararası göçmenlerin sayısı kesin olarak yükselirken,uluslararası göçmenlerin dünya nüfusundaki payı %3'te salınarak aynı dönemde oldukça sabit kalmıştır.

Toplam nüfus içindeki uluslararası göçmenlerin payı ülkeler arasında büyük ölçüde değişmektedir:Birleşik Arap Emirlikleri (%84),Katar (%74),Kuveyt(% 60) ve Bahreyn (%55) gibi bazı Körfez İşbirliği Ülkeleri ülkelerinde %50'nin üzerindedir,ve Avustralya (%28) ve Kanada (%21) gibi geleneksel hedef olan ülkelerde nispeten yüksektir.Avrupa'daki ana hedef ülkeler, İspanya, Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya'da genellikle bu rakam %10'la %12 arasında kalmaktadır ama İsveç'te ise %16'dır.. Küresel göçmen sayısının %48'ini kadınlar oluşturmaktadır.Kuzeydeki göçmenler Güneydeki göçmenlere göre daha yaşlıdırlar.(ortalama yaş Kuzeyde 42 iken Güneyde 33'tür.),ve en çok çalışma yaşında olan uluslararası göçmen bulunmaktadır.(Küresel göçmen sayısının %74'ü kadar.)

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından “Savaştaki Dünya-Global Trendler 2014” raporu yayınlandı. Rapor, son yıllarda artan çatışmalar, savaşlar ve zulümler sebebiyle sığınma ve iltica talebinde bulunan kişilerin sayısının her geçen yıl arttığını ve 2014 yılında zirveye çıktığını gösteriyor. En fazla mülteci gönderen kaynak ülkelere bakıldığında ise en çok Suriye (4 milyon) , Afganistan (3 milyon) ve Somali (1,11 milyon) vatandaşının başka ülkelere sığındığı anlaşılıyor. Rapora göre bir önceki yıla kıyasla, dört kat daha fazla kişi (13,9 milyon) yerinden edilmiş. Burada asıl vahim olanı ise dünya üzerindeki mültecilerin yarısının çocuklardan oluşması. Ekonomik olarak dezavantajlı bu mülteci nüfusunun %86'sı ise ekonomik anlamda az gelişmiş ülkelerden gelen kişilerden oluşuyor. Etiyopya, Afrika'nın en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülkesi oldu. Asya'da ise geçen yıl yerlerinden edilenlerin sayısı yüzde 31 artarak 9 milyona ulaştı.

Birleşmiş Milletler Üniversitesi'ndeki Dünya Gelişim Ekonomisi Araştırma Enstitüsünün yakın tarihli bir çalışmasına göre, 2000 yılında yetişkin nüfusun en zengin yüzde 1'lik bölümü dünyadaki zenginliklerin yüzde 40'ına sahipken, en zengin yüzde 10'luk kısım dünyadaki toplam mal varlığının yüzde 85'ini elinde bulunduruyordu. Söz konusu nüfusun daha fakir olan yarısı küresel varlıkların sadece yüzde 1'ine sahipti. Bu rakam Oxfamın son araştırmasına göre 2016'da %50'ye çıkacak. Yani en zengin yüzde 1'lik nüfus dünyadaki tüm servetin yarısına sahip olurken dünyada geriye kalan % 99'luk insan nüfusu bu servetin % 50'sini kendi arasında paylaşmak zorunda kalacak. Bunların da kendi aralarında servet eşit dağılmayacak. Mesela dünyanın en yoksul nüfusunun payına dünyadaki servetin  ancak %10'u düşüyor. Bir anlamda dünya nüfusunun %1'i olan  en zenginlerinin serveti dünyadaki nüfusun 85'inin servetine eşit.En zengin ülke olan Katar'da kişi başına düşen gelir en fakir ülke olan Zimbabve'dekinin 428 katı.

Oxfam Yardım Kuruluşu Genel Müdürü Winnie Byanyima ,9 kişiden 1'inin yemek için yeterli yemeğe sahip olmadığını ve bir milyardan fazla insanın günlük 1.25  dolardan daha az bir para ile yaşamaya çalıştığını belirterek yaşanan eşitsizlik patlamasını için küresel yoksullukla mücadele etmek için tedbirli olma konusunda uyardı.

Rakamlarla yolculuğu sürdürelim. Yaklaşık bir milyar insan, dünya nüfusunun 1/6'sı, günde 1 doların altında yaşıyor. ABD şu anda ordusuna 450 milyar dolar harcıyor, ama resmi kalkınma yardımına yaklaşık 16 milyar dolar harcıyor. Sahra-altı Afrika'da, her 100 çocuğun 15'inden fazlası beş yaşına gelmeden önce ölüyor. Batı Kenya'da gübre Fransa ya da ABD'dekinin iki katına mal oluyor. Etiyopya o kadar ormansızlaşmıştır ki kırsal hane halkı tezeği kullanamıyor çünkü tezeği  pişirme yakıtı olarak kullanmak zorunda kalıyor.Zengin ülkeler defalarca resmi kalkınma yardımına 210 milyar dolar vermeye söz verseler de sadece 69 milyar dolar veriyor.  HIV/AIDS yüzünden Botswana gibi kriz ülkelerinde yaşam süresi 40 yaş altına düşmüş durumda. Milyonlarca insan, çoğu çocuk, her yıl sıtmadan ölüyor. Zengin dünyadan yaklaşık 3 milyar dolar verilmesi halinde 2 milyon sıtma ölümleri engellenebilir. Yılda 25 milyar dolar düşük gelirli ülkelere hayat kurtarıcı sağlık hizmetleri götürmek için yeterli olacaktır. ABD son dönemde vergi kesintisinde yılda 200 milyar dolar vermiştir.  Ön keşifler, Milenyum  Kalkınma Hedeflerinin yabancı yardımların yılda 75 milyar dolar arttırılması halinde karşılanabileceğini, yüzde 0.7'lik taahhüdün gerçekleşebileceğini göstermiştir.

Avrupa ülkelerinin çoğu iltica başvurularını kabul etmemek için gelenlerin mülteci statüsünde değil ekonomik göçmen kategorisinde olduğunu ve ülkeye yasadışı yollarla girmeye çalışan yasadışı göçmen oldukları için de bunu engelleme çabasında olduğunu söylüyor. Oysaki açlık ve açlık sınırındaki bir yoksulluk zorunlu göç değildir de nedir. Çünkü bu insanlar artık hayatlarını sürdürmekte zorlanmaktalar ve oluşan durum onları göçe zorlamakta. Ki kaldı ki iltica hareketlerinin kaynağı Avrupa ve ABD'nin savaş örgütü NATO tarafından üçüncü dünya ülkelerini karşı dayattıkları zorbalığın bir sonucu olan savaşlar nedeni ile yollara düşmüş durumdalar. Ve onları çoğu zaman yollarda ölmek bekliyor. BM kaynakları deniz yolu ile Avrupa'ya bu yıl 300 binin üzerinde insanın girdiğini belirtiyor. Buna mukabil şu ana kadar denizlerde 4 bine yakın insan hayatını kaybetmiş durumda ve bu hızlı ölümler karşısında dünyanın diğer bölgelerini de hesaba katarak 30 bin kişinin yollarda ölmesinin ihtimal dahilinde olduğu belirtiliyor.

Hareket Halindeki Dünyada Totaliter Polis Gücü ve Savaşları

İltica hareketlerinin nedeni büyük ölçüde savaşlar. Nitekim BM Mülteciler Yüksek KomiseriAntonio Guteres durumu şöyle izah ediyor.

"Yerinden edilen insanların sayıları git gide artmaktadır. 2013 yılında bu raporu açıklarken, 50 milyon   kişiye ulaşmıştık ve dünya savaşından sonra en yüksek noktaya ulaştığımızı düşünüyorduk. Maalesef 2014 yılında 59 milyon kişinin mülteci ve sığınmacı olarak yerinden edilmek zorunda olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz yıla nazaran bu yüzde 16 artış, bundan 10 yıl öncesine göre yüzde 60 yükselişe denk gelmektedir. Bu artan sayılar her biri bir insan ve endişe verici noktada, 4 yılda 4 katına çıkmış olan bir insan sayısından bahsediyoruz. 2010 yılında günde 11 bin kişinin yerinden edildiği zamanlardaydık. Halbuki bugün dünya çapında çatışmalardan dolayı her gün 42 bin 500 kişi yerinden ayrılmak zorunda kalıyor. Bu resim bize dünyanın bir savaş ortamında olduğunu gösteriyor."2

Doğal olarak savaş küresel bir iç savaş biçimine dönüşmüş durumda. İç savaş olarak ifade edilse de bu aslında bir polisiye savaş. Yani dünyayı totaliter bir biçimde tek bir pazara ve devletle yönetilen bir yere dönüştürmek isteyen Küresel Elitlerin polis gücü olan NATO ve ABD tarafından müdahale edilen, CİA ve Batı menşeli Çok Uluslu Şirketlerin kışkırttığı darbeler, iç çatışmalar ile dünya zor yolu ile tek biçimli bir yere dönüştürülmeye çalışılıyor.

Hal bu iken sınırların daha da sıkılaştırılması ulus devletlerin küresel yönetişim adıyla tek dünyaya dönüştürülme sürecinde adeta bir imparatorluğun eyaletleri konumuna düşerek egemenliklerini kaybettiler. Avrupa denen kıta da çoktan ulus üstü şirketlerin yönettiği bir yer oldu ve egemenlik esas olarak şirketler imparatorluğunun tepesindeki finans baronlarında. Bundan dolayı da onlar egemenliklerini sınır boylarını tahkim ederek her biri bir yaşayan ölüye dönüştürülen mültecilere gösteriyorlar. Sınırlar aslında zayıflayan egemenliğin bir göstergesi.

Bu konuda çalışmaları ile bilinen siyaset bilimci Wendy Brown küreselleşme denilen ve aslında bir yeni faşizme dönüşen yeni dünya düzeninin neden olduğu çelişki ve açmazları şöyle izah ediyor.

"Artık 'Küresel Dünya' diye adlandırır olduğumuz bu dünya, açma ile set çekme, kaynaşma ile ayrışma, silme ile yeniden yazma arasında esaslı gerilimler sergiliyor. Bu gerilimler bir taraftan sınırların giderek liberalleşmesiyle, bir taraftan da sınır tahkimatına görülmemiş düzeyde kaynak, enerji ve teknoloji yatırımı yapılmasıyla somutlaşmaktadır. Küreselleşme birbiriyle bağlantılı birçok gerilimi belirleyici birer özellik olarak taşıyor bünyesinde: Küresel ağlar ile yerel milliyetçilikler, sanal güç ile fiziksel güç, özel mülkiyet ile açık kaynak, gizlilik ile şeffaflık, yurtlaş(tır)ma ile yersiz-yurtsuzlaşma arasındaki   gerilimleri. Bunun yanında, ulusal çıkarlar ile küresel piyasa, dolayısıyla ulus ile devlet ve tebaanın güvenliği ile sermaye hareketleri arasındaki gerilimler de küreselleşmenin belirleyici özellikleri olarak karşımıza çıkıyor "3

Aslında bu durum bir itaatsizlik durumunu ortaya koyuyor. Göç ve iltica durumları için şu tespit yapılabilir. Öncelikle göç olgusunun efendinin evine yerleşmek girişimi olduğunu belirtip batının iki yüzlü bir biçimde izlediği göçmen karşıtı politikasının da temel de sınıfsal bir tepki olduğunu belirtmek gerekiyor. Efendi olarak Batı'nın kendisi tarafından tayin edilen bir yerde kendisine kölelik yapması dışında açıkça isyan anlamına gelecek bir girişimle, efendinin evine üstelikte izinsiz ve her tür sızma taktiği uygulayarak yerleşmeye kalkması, en şiddetli biçimde cezalandırılarak bastırılacak bir eylem kapsamında ele alınabilir. Tam da bu yüzden göçten kârlı çıkan enformel emek sömürüsüne dayalı kapitalizm bir yandan göçü mıknatıslarken, diğer yandan da göçmenleri kapıdan içeri almamak için her askeri önlemi alarak, şiddetin en gayrı insani boyutlarına başvurarak, göçmenleri ölüme terk ederek anti göç politikası izlemekte.

Halihazırda artık bir sel biçimine dönüştüğü söylenen göç ve mültecilik sorununa gelirsek bu meselenin temelinde efendinin kölenin yoksul kulübesini tarumar etmesi var. Yani Batı diğer adıyla sarışın beyaz adam kendi dışındaki dünyaya kendini bu denli büyük bir zor ve şiddet ile dayatmasaydı, kendi çıkarları için dünyayı ve onun içindeki diğer canlılarla beraber insanı da sömürgeleştirmeseydi, bu denli büyük bir göç dalgasından söz edilmeyecekti.

Tam da bu yüzden kendini uygarlık adı ile yutturan bu dünyanın tahakkümünün sınırlarını kaçak yollar ile delik deşik eden asilere selam olsun, onlar yeni bir dünyanın habercileri durumundalar.

 

1) Almanya Mülteci Yasasını Değiştiriyor
http://www.hurriyet.com.tr/avrupa/30112145.asp

2) Dünyada Hergün Ortalama 42 Bin 500 Kişi Yerinden Ediliyor"
http://www.haberler.com/dunyada-hergun-ortalama-42-bin-500-kisi-yerinden-7428826-haberi/

3) Wendy Brown, Yükselen Duvarlar, Zayıflayan Egemenlik, Çeviri: Emine Ayhan, Metis Yayınları, İstanbul-2011, s:11-12