GEÇ EFT
FAST

05 Ekim 2015

Jeremy Corbyn’in daha geniş anlamı

Huffington Post yazarı

Eski tarz değişmemiş bir solcu olarak Jeremy Corbyn'in güya modernleşmiş İngiliz İşçi Partisi'ne liderlik yapmak için elde ettiği zafer, tüm Avrupa'yı etkileyen temayülün bir göstergesidir. Corbyn, Amerika Birleşik Devletleri'nde Bernie Sanders'in yaptığı gibi gençler ve yoksullar arasındaki isyanı temsil ediyor. Bu, daha ilerici iki büyük partide olmayan bir hissiyattır. Başarısız merkeziyetçiliği reddeden yeni bir liderliğe talep var.

İngilizler adına üzücü olan, Sanders'in görüşlerinde Corbyn'e göre çok daha prezentabl olmasıdır. Ana akım medyada Hugo Chavez'e hayran olduğu, İngiltere'yi NATO'dan çekmek istediği, sanayide geniş çaplı millileştirme çağrısında bulunduğu, zaman zaman antisemitizm olarak görülebilecek Filistin yanlısı görüşler dile getirdiği belirtilerek Corbyn'le alay edildi. Bunlara bir dakika içinde çok daha örnek verilebilir.

Ama seversiniz ya da nefret edersiniz, Corbyn'in seçilmesi tüm Avrupa'da meydana gelen bazı derin olayları yansıtıyor.

Uzun süren işsizlik, sıradan insanların düşen ücretleri, AB tarafından empoze edilen menfur kemer sıkma politikasının yedinci yılı gibi geniş çaplı ekonomik sıkıntı zamanlarında, merkez sol partiler, çaresiz bir şekilde siyaset kurumunun bir parçası olurlar. Bunlar Avrupa'nın çoğunda merkez sağla koalisyon yaptıkları için, sosyal demokratlar ve işçi partileri itibarlı bir muhalefet olamazlar.

"Modernleştiriciler" olarak bunlar, sosyal yardımlarda kesintiler, ortak pazarlıkları zayıflatacak politikalar, bütçede tasarruf planları, zenginler ve iş adamları için vergi kesintileri ile kamu hizmetlerinde ücretleri azaltacak, çok uluslu şirketleri zenginleştirecek özelleştirmelerin bir parçası olurlar.

Bu tür arz taraflı tedaviler Avrupa'yı uzun süredir içinde olduğu iktisadi durgunluktan kurtaramadı. Neoliberal politikalar uzun süre önce terk edilmeliydi ama merkez sol partiler ve hükümetler arasında bile halen itibar görmeye devam ediyor.

Uzun süren krize merkez solun da merkez sağın da çare bulamaması ve ekonomik güvenlikte görülen aşınma, insanları aşırı sağ ve milliyetçi partilerle 1990'larda İşçi Partisi'ni merkez partiye çeviren Tony Blair gibi solun “üçüncü yol” türü liderlerine yöneltti.

Blair ve o dönemde onun gibiler, saygın Avrupa'ya Blair'in halefi baş Muhafazakar Margaret Thatcher'dan çok daha fazla zarar verdiler. Thatcher devrimi İngiltere'ye saldırgan bir serbest piyasa muhafazakarlığı getirdi. Blair, ana muhalefet partisinin bunu tersine çevirme kabiliyetini ortadan kaldırdı. Corbyn, tüm eksikliklerine rağmen Blairciliğin günahlarının bir intikamıdır.

Thatcher'ın sloganı Alternatif Yok (There Is No Alternative) anlamındaki TINA idi. Blaircilik TINO diye bunun farklı bir versiyonu olabilir: “Muhalefet Yok (There Is No Opposition). Ama artık var.

Avrupa'da kitlelerdeki hayal kırıklıklarından aşırı sağ faydalanıyor. Bir zamanlar sosyal demokrasinin önemli kalelerinden Fransa, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya ve Hollanda'da şimdi aşırı sağ en güçlü ikinci partidir. Ama sol için de yeni bir enerji zuhur etti. En etkili olarak da Hollanda, İsveç ve İspanya'daki sol partilerde. Yunanistan'da da Syriza bir sol parti tarafından kemer sıkma politikalarına direniş çabalarının sembolü oldu. Ama Aleksis Çipras da tüm cesaret ve gösterişine rağmen kemer sıkma mutabakatı ve özel finans kurumlarının gücüne teslim oldu.

Trajedi, siyasette sorumlu mevkilerdeki liderlerde görülen şok edici eksikliktir. Büyük bir ülkede mecliste çoğunluğu sağlayarak iktidar olan sosyal demokrat lider Francois Hollande, acıklı bir duruma düştü. Onun halefi aşırı sağ Milliyetçi Cephe'den Marine Le Pen olabilir.

İsveç'te sosyal demokrat hükümetin lideri Stefan Lofven, takdire şayan bir şahsiyet olabilir ama neticede o bir azınlık hükümetine liderlik ediyor ve politikaları çok fazla etkileyebilecek bir durumda değil. Aslında bu tipik bir durum. Aşırı sağ milletvekillerinin seçilmesi, ana akım siyasetteki bölünmenin bir sonucudur. Tüm Avrupa'da sosyal demokratlar muhafazakarların oylarına bağlıdır. Bu da felç duygusunu kuvvetlendiriyor.

Avrupa'da ilerici, etkileyici ve modern olarak görünen bir sosyal demokrat lider de İskoç Milliyetçilerine başkanlık eden Nicola Sturgeon'dur. Biri koltuğundan feragat edip Sturgeon'u tüm İngiltere'ye hitap edecek geniş çaplı bir sol partiye lider yaparsa o büyük bir oy farkıyla seçimi kazanır.

Ama birincisi, Sturgeon bir İskoç'tur. Ve İngiltere'de muhafazakar karşıtı çoğunluk -Thatcher hiç oyların ekseriyetini alarak kazanmadı- İşçi Partisi, Liberal demokratlar ve İskoç Milliyetçiler diye üçe bölünerek şimdiye kadar hiç olmadığı ölçüde bölünmüş durumda. Sağcı İngiltere Bağımsızlık Partisi tarafından yerinden edilmezse Muhafazakarlar, sonsuza kadar ülkeyi yönetebilir.

Bu durum beni yeniden Jeremy Corbyn'e getiriyor. Onun NATO ve İsrail konusundaki görüşleri konusunda bilgim yok ama -onun İşçi Partisi lideri seçilmesini sağlayan- iktisadi görüşleri, ana akım medyada ifade edildiği gibi “çılgınca” değil.

İngiltere ve Avrupa'nın asıl ihtiyacı, büyük kamu yatırımlarıdır. Thatcher-Blair dönemi özelleştirmeleri, kamu hizmetleri ve ücretlerini bozdu, bunu da hükümet tarafından yapılan kurtarma paketleri takip etti. Üstün verimlilik ve özelleştirme büyük ölçüde bir mittir. Bazı kamulaştırmalar faydalı olabilir.

Klasik görüş, İşçi Partisi'nin Corbyn liderliğinde ağır bir mağlubiyet alacağıdır. Ama Blairciliğin iflas etmesiyle Yeni İşçi Partisi'nin neoliberalizmi de seçilemez bir şeydir.

İngiltere ve diğer yerlerde yeni seçmen çoğunluğu kaypak olan merkezde değil, kitlelerde mevcut iktisadi hayal kırıklıklarına gerçekten hitap etmeye kararlı liderliktedir.

İngiltere'de bu liderin Jeremy Corbyn gibi eski bir solcu olması çok kötüdür. Bu, genç ilerici liderlerde kayıp bir neslin de göstergesidir. Ama Corbyn bile siyaseti ciddiye almaları için hoşnutsuz kesimi toplayabilir.

Bir anlamda biz hak ettiğimiz liderlere kavuşuruz. Ana akım siyaset kemer sıkmaktan daha iyisini yapamazsa sonuç Corbyn'den çok daha kötü liderler olacaktır.

 
Mütercim: Arif Kaya / Dünyabulteni