GEÇ EFT
FAST

09 Kasım 2016

Müslümanlar ve çevre için dertlenmek

Çağımızın büyük mütefekkirlerinden Ali Şeriati –ismini şu an hatırlamadığım bir eserinde, yalnızlık sözleri ya da Dinler tarihi dersleri olabilir- Modern heyuladaki Müslümanların haline dair çok önemli bir cümle kuruyordu. “Müslümanlar başlarına gelenin ne olduğunu anlamadılar”. Evet, bugünkü ahvale baktığımız zaman, ahvalden daha beter olanın bu ard arda dizilmiş ve her geçen an birbirleriyle biraz daha giriftleşen sorunlara dair çözüme dair projesizlik, tefekkür hazinesinin mücevherleri olan hikmetin yokluğu ve bir virüs gibi yayılan bol ayetli, bol hadisli bayağı demagojiler biz Müslümanları endişelendiriyor. Gerçekten de başımıza geleni anlamadık ve anlamak da istemiyoruz. Yeri geldiğinde, her müşküle çözüm barındırdığını iddia eden biz Kuran ve Sünnet müntesipleri, kendi elimizdeki ışığa karşı gafletimizi kendimiz ile alay edercesine ifadelendiriyoruz. İşin siyasi ekonomik boyutu başka, bizler işin insan, sağlık ve çevre boyutu ile ilgileniyoruz.

Kuranın, tekvin diyeceğimiz giriş kısımları, yani Mekki ayetler ısrarla insanlığı tefekküre ve Allah'ın yaratış nizamını izleyemeye davet ederek tüm insanlığı hakikatle düelloya çağırır. Arı, denizler, gemiler, atlar, meyveler, aile, yağmur…

Hepsi onun varlığının delillerindendir ve an gelir hakikati kavramış mümine Kuran Rahman suresinde mealen, Allah c.c nimetlerin yalanlanması ve nankörlüğü sert bir şekilde eleştirir. Yanlış bir cümle olmazsa nasıl tohum toprakta, doğada, suda, havada, güneşte doğuyorsa, iman tohumu da doğada filizlenir, bu şekliyle doğa insanın olduğu gibi imanın da yurdudur.

İlginç olan bugün kuran müntesipi olduğunu iddia eden şahısların, her unsuru Allah'ın birer ayeti diye nitelendirebileceğimiz ve az önce imanın yurdu olarak nitelendirdiğimiz doğa ve sorunlarına karşı baskın duyarsızlığıdır. Dünyadaki hangi kültür, hangi din, hangi fikriyat çevrenin Allah'ın ayetleriyle bezendiğine dair böylesi güçlü bir inançla donanmıştır? Dolayısı ile Allah'a savaş açmak sadece Filistin ve Irak'a bomba yağdırmak mıdır? Hayır, Bugün sırf yüksek karlılıkları için okyanusları petrol atıklarına boğan, toprağı zehirleyen, zehirli gaz bulutları ile insanlığın ufkunu karartan her kurum en az bombalar kadar yıkıcı savaş makinelerine sahip değiller midir? Filistin'deki, Irak'taki bir mazlum Allah'ın kuludur da, denizi kirlenmiş bir fok balığı, ormanındaki ağaçlar sökülen bir ayı, sökülen o ağaçlar, fıtratına aykırı, sırf daha etli olup daha çok kar getirsin diye zulüm altındaki o inekler, sığırlar, tavuklar Allah'ın birer kulu değiller midir? Peki betonlar arasına sıkıştırıp, hayatlarını defterler, soru bankaları ve okul sıraları arasında tükettiğimiz yavrularımız haşr gününde basamadıkları çimenlerin, tırmanamadıkları ağaçların, oynaşamadıkları kuzuların, yiyemedikleri organik meyvelerin hesaplarını kimden soracaklar?

Bugün Müslümanlar eğer kendilerini yeryüzünün varisleri görüyorlarsa, yeryüzünün dertleri ile de dertlenmek zorundadırlar. Bu dert ile ilgilenmeye vakit ve güç olmadığını iddia edenler Allah'ın sınırlarından birine tecavüze sukütu kabul etmemiş midir?