FAST

16 Aralık 2020

ÜSTÜNLÜK TAKVADADIR!

Son zamanlarda televizyonlarda, yazılı ve görsel medyada gündemi meşgul eden ırkçılık yanlısı rahatsız edici haberler görmekteyiz. Verilmiş statüler grubunda yer alan "soy, ırk" belirleyicilerinin, 21. yy insanı tarafından hâlâ rağbet görmesi insanlık tarihinin utanç verici bir olaya daha imza attığının açık bir göstergesidir.

Toplumu oluşturan yapı taşlarının en küçüğü bireydir. Birey, içinde bulunduğu topluma hem şekil veren hem de o toplumun şekline bürünen bir konumdadır. Bunu da sahip olduğu statüsü (yani toplumun ona verdiği ve onun kazandığı) ile gerçekleştirmektedir.

Statüyü en geniş anlamda özetleyecek olursak; bireyin toplumdaki konumu, mevkiidir diyebiliriz. Statüyü belirleyen bazı belirleyiciler mevcuttur. Bu belirleyiciler toplumdan topluma değişip farklı derecede etki etseler de günümüz toplumunda hepsinin de bir belirleyici konumunda olduğunu (maalesef) söyleyebiliriz. 

Bu belirleyicileri; soy, servet(ekonomi), cinsiyet, meslek, eğitim, işlevsellik, din, biyolojik durum, dış görünüş vs şeklinde sıralayabiliriz. 

Zihin merceklerimizi bu belirleyiciler üzerinde bir tutalım.

Soy, kimi toplumlarda statüde belirleyici bir faktördür. Saygınlığı soya, ırka dayandıran birçok topluluk vardır. Geçmişte daha fazla olmak kaydıyla günümüzde de hâlâ ırkıyla, rengiyle övünen ve öteki ırkları yeren topluluklar ve insanlar mevcuttur. İslam'ın penceresinden bakacak olursak; ırk, soy ile övünmenin hoş karşılanmadığı,bunların birer üstünlük, saygınlık belirtisi olamayacağı temel felsefedir. İslam'ın felsefesinde üstünlük ancak takva ile o da çalışmak ile olan bir şeydir. Soy ile övünüp, soyunu üstün kılmaya çalışmak bir cahiliye adetidir. Nitekim, Hz. Muhammed'in risaletine karşı çıkan başka kabile liderleri, Haşimoğullarından gelen bir peygamberi, sırf kendi kabilelerinden olmadığı için getirdiği mesaja kulak dahi vermeden direkt inkâr etmişlerdir.

Servet de yine çoğu toplumda statünün prestij ölçütlerindendir. Zengin bir insanın toplum içinde gördüğü muamele ile fakir bir insanın toplumdaki konumu maalesef ki bir tutulmamaktadır. Bir cahiliye krıntısı taşıyan bu servet belirleyicisi, geçmişte de günümüzde de mevcut yerini korumaktadır. Zira yine İslam'ın ilk yıllarına dönecek olursak, İslam'ı kabul eden ve ekonomik anlamda durumu iyi olmayan müslümanlar, zengin müşriklerce alay konusu hâline gelmiştir.  İslam'a karşı çıkan mekkeli kabile liderlerinin, bu dine girmekte diretmelerinin bir nedeni de, İslâm'ı seçtikten sonra sahip oldukları ekonomik statülerinin bir prestij sağlamayacak olmasıdır. Ellerinin altındaki hizmetlileri, cariyeleri ve köleleri ile statü bakımında bir tutulacak olmaları, onları İslam'a karşı gelmeye sevk etmiştir. 

Fakat İslâm, köleyi de  efendiyi de bir tutmaktadır. Üstünlüğü, saygınlığı ne soyda, ne servette, ne ırkta, ne de renkte aramamak gerektiğini ancak ve ancak takvada olduğunu savunmaya devam etmiştir:

"Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır." (HUCURAT /13)

 İslâm'ın bu sarsılmaz çizgisinin, değişen, küreselleşen ve sekülerleşen dünyada silikleşmesine müsaade etmemek, her müminin birinci görev ve sorumluluğudur. Zira İslâm, adından da anlaşılacağı üzere, barış ve esenlik getiren bir dindir. Ayrımcılığa, ötekileştirmeye fırsat tanımamaktadır.

Üstünlüğün, takva elbisesinde olduğu bilincini kaybetmememiz duası ile sayın okur...